Genel Sekreterimiz Mustafa Akel: “YAŞA SAYGI MI, ÇİFTE STANDART MI?”

yazar:

kategori:

Bizim kültürümüzde yaşlıya saygı esastır. Büyüklerin kusurlarını yüzlerine vurmak yerine anlayışla yaklaşmak, hata yaptıklarında da onları incitmeden uyarmak vardır. Ancak yaşlıya saygı; yapılan her söz ve davranışı doğru kabul etmek ya da sessizce geçiştirmek anlamına gelmez.

Kaldı ki burada asıl mesele yaş değildir. Eğer Koç Grubu’ndan bir yetkili çıkıp, “Rahmi Bey’in yaşı gereği talihsiz bir ifade kullandığını, kurum olarak bu sözleri doğru bulmadıklarını ve özür dilediklerini” söyleseydi, birçok insan da meseleyi bu çerçevede değerlendirebilirdi. Sonrasında yapılan açıklamalarda bunun bir “LATİFE” olduğu ifade edilse bile, yine yaşa bağlı talihsiz bir açıklama olarak değerlendirilebilirdi.

Fakat tam tersine, yapılan açıklamaların ve sergilenen tavrın bu sözleri sıradanlaştırmaya ve meşrulaştırmaya dönük olduğu görülmektedir. Aynı ortamda bulunan eski Başbakan’ın da aradan geçen zamana rağmen herhangi bir değerlendirme yapmaması, tartışmaların büyümesine ve kamuoyundaki soru işaretlerinin artmasına neden olmaktadır.

Ayrıca yaşlıya saygı, bizim medeniyetimizin ve kültürümüzün temel değerlerinden biridir. Ne var ki yıllardır bu milletin inançlarıyla, değerleriyle ve kültürüyle mesafeli duran bazı çevrelerin, bugün kendilerine yönelen eleştiriler karşısında bizim kültürel kodlarımızı hatırlamaları da ayrıca düşündürücüdür.

Yaşlılara saygımız sonsuzdur. Ancak bir kadını aşağılayan ifadelerin normalleştirilmesine de razı olmayız. İlke sahibi olmak; kişiye, servete veya statüye göre değil, doğruya ve yanlışa göre tavır almayı gerektirir.

Demokrasi ve Birlik Derneği olarak şunu açıkça ifade ediyoru: Kürt kadını, bu coğrafyanın onurlu, fedakâr ve güçlü değerlerinden biridir. Herhangi bir etnik kimliğe mensup kadını aşağılayan, ırkçı ifadeler kullanan ya da sözde mizah adı altında ahlak dışı göndermelerde bulunan anlayış kabul edilemez. Bir kadının kimliğini, kökenini veya aidiyetini alay konusu yapmak ne mizah ne de özgürlüktür; düpedüz saygısızlıktır.

Kürt kadınlarına yönelik kullanılan aşağılayıcı ifadeleri ve ahlak sınırlarını aşan yaklaşımları kınıyor; insan onurunu ve toplumsal kardeşliği hedef alan bu dilin karşısında durduğumuzu ifade ediyoruz. Irkçılığın da ahlaksızlığın da LATİFESİ olmaz.

Aslında bu tartışma, bir kişinin yaşıyla ilgili olmaktan çok daha büyük bir meseleyi ortaya koymaktadır. Türkiye’de uzun yıllardır bazı kesimler için farklı, diğer kesimler için farklı ölçüler uygulanmaktadır. Sözü söyleyen kişi güçlü, zengin veya toplumun belli çevrelerinde dokunulmaz kabul edilen bir isim olduğunda hoşgörü çağrıları yapılırken, aynı sözler başka biri tarafından söylendiğinde en ağır eleştiriler yöneltilebilmektedir.

Oysa adaletin ve vicdanın ölçüsü kişilere göre değişmez. Bunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı süreç ve Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in açıklamalarıyla da görmüş olduk. Bir sözü değerlendirirken önce onu kimin söylediğine değil, ne söylediğine bakmak gerekir. Toplumsal barış da ancak bu şekilde sağlanabilir.

Bir diğer önemli husus ise, bu tür olayların ve sonrasında yapılan açıklamaların Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu toplumsal iklime verebileceği zarardır. Bugün Türkiye; yıllardır süren acıların, çatışmaların ve kutuplaşmaların geride bırakıldığı, Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Türkmen’in ve bu ülkenin tüm evlatlarının ortak bir gelecek inşa etmeye çalıştığı hassas bir dönemden geçmektedir.

Böylesi bir dönemde toplumun herhangi bir kesimini inciten, etnik kimlikler üzerinden kırgınlıklara yol açan veya insanların onurunu zedeleyen ifadelerin normalleştirilmesi hiç kimseye fayda sağlamaz. Daha da önemlisi, bu tür söylemler karşısında gösterilen tavır toplumun adalet duygusunu doğrudan etkiler. İnsanlar, “Aynı sözleri başka biri söyleseydi yine aynı tepki verilir miydi?” sorusunu sormaya başladığında toplumsal güven de zedelenmeye başlar.

Terörsüz Türkiye hedefi yalnızca güvenlik politikalarıyla başarıya ulaşabilecek bir hedef değildir. Bu süreç aynı zamanda gönüllerin kazanılmasını, karşılıklı saygının güçlendirilmesini ve vatandaşlar arasında ortak aidiyet duygusunun pekiştirilmesini gerektirir. Bu nedenle kullanılan dil de en az atılan siyasi adımlar kadar önemlidir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; kimlikler üzerinden yeni kırgınlıklar üretmek değil, geçmişin yaralarını saracak bir kardeşlik hukukunu güçlendirmektir. Hiç kimsenin etnik kimliği, memleketi veya aidiyeti üzerinden incitilmediği; hiçbir kadının aşağılanmadığı; hiçbir vatandaşın kendisini ikinci sınıf hissetmediği bir Türkiye, terörsüz Türkiye idealinin de en güçlü teminatıdır.

Bu sebeple meseleye kişiler üzerinden değil, ilkeler üzerinden bakmak zorundayız. Çünkü toplumsal barışın ruhuna zarar veren şey eleştiri değil; yanlışın kimden geldiğine göre değişen tutumlardır. Türkiye’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey ise tutarlılık, adalet ve herkes için eşit saygıdır.

Bugün savunduğumuz şey öfke değil, tutarlılıktır. Kin değil, ilkedir. Bir Kürt kadının onurunu zedeleyen sözlerin karşısında dururken de bunu yapan kişinin yaşına, servetine veya makamına değil; insan onurunu esas alan bir anlayışa göre hareket ediyoruz.

Çünkü gerçek saygı, yanlışı alkışlamak değil; yanlışa kimden gelirse gelsin aynı ölçüyle yaklaşabilmektir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir