SÜRECİN YOL HARİTASI, ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

yazar:

kategori:

Değerli Misafirler,

Sürecin başarısı için atılması gereken adımlar var.

Sürecin yol haritasını netleştirmekte yarar var.

Atılması gereken somut adımların adını koymakta yarar var.

İşte bizim önerilerimiz…

Tek tek sayıyoruz…

Bir: MHP’nin Bilge Lideri Sn. Bahçeli’nin de dediği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları acilen uygulanmalıdır. Bu çerçevede başta Selahaddin Demirtaş olmak üzere haklarında karar verilenler tahliye edilmelidir. Özellikle Demirtaş’ın bırakılması, sürecin başarıyla sonlanması için gerekli olan güven ikliminin kökleşmesinde belirleyici bir öneme sahiptir. Demirtaş’ın sürece katkısı ziyadesiyle önemli olacaktır. Sayın Bahçeli’nin bu yönde ortaya koyduğu irade, süreci pozitif yönde ilerletecek önemdedir. İnanıyoruz ki bu sürecin gelip dayandığı kritik eşiğin aşılmasında da bu önemli bir faktör olacaktır.

İki: Kayyum uygulamalarında yeni bir düzenleme şart. Sayın Bahçeli’nin de isabetle kaydettiği üzere Ahmet Türk vb. belediye başkanları görevlerine vakit geçirilmeden iade edilmelidirler. Bu tarz bir uygulamanın sürecin akıbetine endekslenmeyecek kadar önemli ve gerekli olduğunu hatırlatmak isteriz. İdari bir kararla göreve iadeler, sürecin başarıya taşınmasının önünde engel olarak duran psikolojik bariyerlerin ve güvensizliğe dayalı önyargıların ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.

Üç: Öcalan’ın statüsünün belirlenmesi konusunda Sayın Bahçeli’nin önerisi bizce hayat bulmalıdır. Öcalan’ın örgütüne söz geçirebilen bir lider olarak statüsünün netliğe kavuşması, sadece kritik eşiğin aşılması sürecinde değil, sonrasında da amaçlanan gönüllü demokratik bütünleşme sürecinin başarıyla tamamlanmasında belirleyici bir önem taşımaktadır. Devlet İmralı’da örgütün fesih ve silah bırakma meselesini Öcalan ile müzakere etmektedir. Örgütü adına devletle müzakere yapan Öcalan’ın statüsünün yasal bir zemine oturtulması, sürecin başarısı için gereklidir.

Dört: Münhasıran sürece dair “Müstakil Çerçeve Kanun”un hazırlanması olmazsa olmaz bir öneme sahiptir. Silahlarını bırakıp gelecek olanları devlet ve toplumla bütünleştirmek için nasıl bir çözüm modelinin önerildiğinin ve hangi yasal altlığın oluşturulmak istendiğinin açıklıkla ortaya konulması, sürecin başarıyla hitamı için hayati önemdedir.

Bu cümleden olarak belirtmek isteriz ki “Müstakil Çerçeve Kanun”un içeriği köklü ve kapsamlı olmalıdır.

Dağdan inecek olanlar kendilerini neyin beklediğini veya kendilerine nasıl bir gelecek sunulduğunu bilmelidirler

Nasıl bir çerçeve içinde sorunun çözüleceği bilinmeden kalıcı bir çözüm devşirmek haliyle mümkün olmayacaktır.

O yüzden bu “Çerçeve Kanun” genel hatlarıyla hazırlanıp ilan edilmelidir ki tüm güvensizlikler ve kuşkular da kendiliğinden gitsin.

Kritik eşiğin aşılmasında bu çerçeve kanun belirleyici olacaktır.

Özgüvenimizi kuşanarak cesur adımlar atmalıyız.

Bu iş güvensizlikle ve kuşkuyla yürümez.

Şimdi birileri kalkıp diyecektir ki, “Kanunu çıkardıktan sonra PKK silahlarını bırakmazsa ne olur?”

Ne mi olur?

Diyelim o vakit:

Kaybeden PKK olur, Kandil olur.

Süreci bu saatten sonra kim bozarsa, kaybeden o olur.

Hem de temelli.

“Çerçeve Kanun” silahlarını bırakıp gelecek olanlar için düzenlenen bir kanun olacağı için, ancak silahlarını bırakıp gelenler için işleyecek bir kanun olarak elimizin altında duracaktır.

Başka türlü olursa Türkiye bir şey kaybetmiş olmaz.

Tam tersine, sunduğu yasal çözüm modeliyle hem dünyada bir emsal oluşturmuş olur hem de süreçten ve barıştan yana olan vatandaşlarının genel kabulünü sağlamış olur.

Toplumu kazanmak, bu ülkenin Kürtlerini kazanmak, kazanımların en büyüğü olur.

Sürece direnenler kaybetmeye mahkum olurlar.

Biz süreçten yana umutsuz değiliz.

Öcalan’ın kabul ettiği “Çerçeve Kanun”un, kendi örgütü tarafından da itirazsız kabul göreceğinden kuşku duymuyoruz.

Öcalan’ın böyle bir gücü var.

O yüzden kanun hazırlanma sürecinde Öcalan’ın mülahazaları elbette önem arz edecektir.

Çünkü örgütünü en iyi bilen odur.

O yüzden diyoruz ki kalıcı barışı sağlamada öncülük rolü devletimize-hükümetimize, sürecin başlatıcısı olan cumhur ittifakının iktidar katında olan değerli partilerine düşüyor. Yani AK Parti’ye ve MHP’ye.

Kandil’dekilerin konjonktürü kollayan ve güvensizlik içeren pozisyonuna göre süreci ötelemeye veya ertelemeye kalkışmak çok büyük bir yanlışlık olur.

Türkiye’ye tuzağı çekmeye çalışan o malum güçlerin istediği de bu.

Süreç bozulsun istiyorlar.

Bu tuzağa düşmemek gerek.

Süreci Kandil’in pozisyonu değil, devletimizin-hükümetimizin cesaretle ve bilgelikle sarmalanmış öncü pozisyonu tayin ve tespit etmelidir.

Son kertede örgütü üzerinde Öcalan’ın sözü belirleyici olacaktır.

Tıpkı Suriye’de olduğu gibi.

Burada akla gelen bir soru da şu:

“Müstakil Çerçeve Kanun”un hedefi ve amacı ne olmalıdır? Neleri içermelidir?

Temel amaç, elbette dağın bütünüyle boşaltılması ve silahların ebediyen toprağa gömülmesidir.

Dağı bütünüyle boşaltmadığınız sürece sorunu kökten çözmüş olmazsınız.

Nihai amaç ise topyekun gönüllü demokratik bir bütünleşmeyi sağlayacak yasal ve idari bir altlığın oluşturulmasıdır.

Bu demokratik bütünleşme mekanizmalarının oluşturulması ancak zihni bir değişimle mümkün olabilir.

Geçmişe takılıp kalanlar veya cesaretten yoksun olanlar asla bu değişimi gerçekleştiremezler.

“Müstakil Çerçeve Kanun”, Türkiye Yüzyılı’nın inşa sürecinin önünü açan bir içeriğe sahip olmalı, köklü bir çözüm modeli oluşturmalıdır.

Bu cümleden olarak önerdiklerimiz şunlardır:

-Dağdakilerin, yani silahlı unsurların, kademeli bir biçimde dönüşlerini sağlamak.

-Cezaevlerinde örgütten dolayı yatanların toplumla yeniden buluşmalarını sağlamak. Süreç devam ederken özellikle hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlere öncelik tanımak.

-Yurt dışında yaşayanların eve dönüşlerini sağlamak.

“Müstakil Çerçeve Kanun”da bütün bunların hangi şartlara bağlı olarak yapılacağı açıklıkla belirtilmelidir.

Devlet ve toplumla bütünleşme süreçlerinde elbette denetim ve kontrol mekanizmaları hayati öneme sahiptir.

Kontrol ve denetim için bir süre öngörülmelidir.  3 yıl uygun bir süredir. Bu süre zarfında kanuna harfiyen uyanlar, sürecin ruhuna uygun davrananlar bütünleşme için gerekli olan imkânlardan yararlanırlar. İstihdamdan tutunuz da siyasi alana varıncaya kadar köklü bir bütünleşme için gerekli olan düzenlemelerden yararlanırlar.

Geçmişte “Dağda silahla dolaşacaklarına düz ovada gelip siyaset yapsınlar!” denirdi.

Silah ve terör denklem dışı kaldığında, herkes için siyaset demokratik bir haktır elbette.

Diyeceğimiz o ki, “Çerçeve Kanun”a uyacak olanların evlerine dönebilmelerine imkân sağlandığında, bir büyük birlik, bir büyük bütünleşme ve kalıcı bir barış için tüm yolların açık olduğu görüldüğünde, kanaatimiz odur ki, bugün “kritik” denilen eşiklerin tümü kendiliğinden aşılacak ve süreçle varılmak istenen menzile ulaşılmış olacaktır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir