Bu Dili Reddetmeyen, Bu Dile Ortaktır
Bir spor müsabakasında tribünlerden Leyla Zana’ya yönelik aleni ve çirkin ifadelerin yükselmesi, tartışmasız biçimde kabul edilemez. Bu saldırı, yalnızca bir kişiye değil; barış fikrine, demokratik siyasete ve birlikte yaşama iradesine yönelmiştir.
Bu noktada duruşumuz nettir: Bu dili reddediyoruz ve açıkça kınıyoruz. Leyla Zana, sadece Kürt halkı açısından değil; Türkiye’nin demokratikleşme, sivil siyaset ve barış arayışları tarihinde önemli bir siyasal figürdür.
Fikirleri eleştirilebilir, siyasi çizgisi tartışılabilir; ancak hakaret, aşağılamanın ve hedef göstermenin hiçbir meşru zemini yoktur. Türkiye siyasetinde bedel ödeyerek söz söylemiş isimlerin, tribün diliyle aşağılanması hepimiz için kayıptır.
Bu noktada, Bursaspor Kulübü Başkanı Enes Çelik’in yaptığı açıklamada, tribünlerde kullanılan bu dili açık bir şekilde kınayan ve tribünler adına özür içeren bir tutumun yer almaması, aksine bu turumu savunan meşru göstermeye çalışan bir dil kullanması kamuoyunda haklı bir rahatsızlık oluşturmuştur.
Bir kulüp başkanının görevi yalnızca camiasını savunmak değildir.
Aynı zamanda; yanlışla arasına mesafe koymak, kabul edilemez bir dil kullanıldığında bunu açıkça reddetmek, sorumluluk alarak toplumu rahatlatmaktır.
Tribünlerde edilen sözler tekrar edilmemiş olsa dahi, özür dilenmemesi, bu dilin yeterince sorunlu görülmediği ya da tolere edildiği izlenimini doğurmaktadır. Bu izlenim de, içinde bulunduğumuz son derece hassas barış sürecine zarar vermektedir.
Özür dilemek;
•bir camiayı suçlamak değildir,
•taraftarı yaftalamak değildir,
•zayıflık hiç değildir.
Aksine özür; liderliktir, ahlaki duruştur ve sorumluluk bilincidir. Enes Çelik’ten beklentimiz; tribünlerde kullanılan bu dili açıkça reddeden, Leyla Zana’ya yönelik çirkin ifadeleri net biçimde kınayan,kendi yapmış olduğu açıklamanın yanlışlarını kabul edip yaptığı yanlışdan dönmesi ve toplumu rahatlatacak bir özür açıklamasıyla bu tartışmayı sağduyu zeminine çekmesidir.
Şunun özellikle altını çizmek gerekir ki, tribünlerde kullanılan bu çirkin dili Bursaspor camiasının tamamına mal etmek ne doğru ne de adildir.
Bursaspor; farklı görüşlerden, farklı kimliklerden on binlerce insanın ortak sevdasıdır ve bu camianın büyük çoğunluğu böylesi bir dili asla benimsemez.
Ancak kulüp başkanının, bu sözler karşısında tribünler adına açık bir özür dilememesi ve dili net biçimde mahkûm eden bir tutum sergilememesi, istemese de bu çirkin söylemin savunulduğu ya da tolere edildiği izlenimini doğurmaktadır.
Sorumluluk makamlarında bulunan isimlerin, yanlış ile arasına mesafe koyması bir tercih değil; toplumu rahatlatan bir yükümlülüktür.
Bugün Türkiye, barışı konuştuğu ve ortak geleceğini inşa etmeye çalıştığı son derece hassas bir süreçten geçmektedir. Böyle dönemlerde tribünlerden, kürsülerden ya da sosyal medyadan yükselen her sert söz, niyetinden bağımsız olarak provokasyonlara hizmet edebilir.
Bu nedenle hepimize düşen sorumluluk; gerilimi büyütmek değil düşürmek, ayrıştırmak değil sağduyuyu ve ortak aklı güçlendirmektir.
Barış, gürültüyle değil; sorumlulukla, vicdanla ve doğru sözle korunur. “Demokrasi ve Birlik Derneği olarak; kimden gelirse gelsin, kime yöneltilirse yöneltilsin; hakaret, ırkçılık ve faşizm içeren hiçbir sözü kabul etmiyor, açıkça reddediyor ve karşısında duruyoruz.”
Demokrasi Ve Birlik Derneği Sözcüsü
Mustafa AKEL


Bir yanıt yazın