TÜRK KÜRTTÜR, KÜRT TÜRKTÜR KÜRDÜ BÖLÜCÜ GÖREN MARAZİ ZİHNİYET

yazar:

kategori:

Saygıdeğer Misafirler,

Türk ile Kürt yalnızca et ile tırnaktan ibaret değildir. Gerçekte Türk ile Kürt aynı damarda akan kan gibidir.

Kürdün kıymetini bilmeyen Türk, Türk’ün kıymetini bilmeyen Kürt kaybetmeye mahkûmdur.

Tarihte Türklerle Kürtlerin kaderi hep bir olmuştur.

Öylesine birbirlerine kaynaşmışlardır ki kimin Türk, kimin Kürt olduğunu tespit etmek gayri imkânsız hale gelmiştir.

Kürtler tarihleri boyunca Türk kardeşlerine asla ihanet etmemişlerdir.

Tarihte Türk-Kürt savaşı yoktur.

İmparatorluğumuzun dağıldığı o hüzünlü ve kapkara günlerde Kürtler başka halklar veya milletler gibi Türk kardeşlerinden kopmayı düşünmedikleri gibi onlara ihanet etmeyi, yani düşmanlarla bir olup Türk kardeşlerini arkadan vurmayı asla akıllarının ucundan dahi geçirmemişlerdir.

Türkiye’yi işgal eden güçlere karşı Kürtler Türk kardeşlerinin yanında saf tutmuşlardır.

Kan dökmüşlerdir ortak vatanları ve ortak idealleri için.

Düşmanı birlikte kovmuşlardır, Cumhuriyet’i birlikte kurmuşlardır.

Milli Mücadelenin harcında Kürdün kanı vardır.

Cumhuriyetin asli kurucu unsurlarından biri de Kürtlerdir.

Sadece Türkiye sahasında değil, Irak’ta da Kürtler Türk kardeşlerine ihanet etmemişlerdir.

İngilizlerin ihanet tekliflerini ellerinin tersiyle itmişlerdir.

Şeyh Mahmud Berzenci, Barzaniler ve diğer irili ufaklı Kürt aşiretleri bu sadakat duygusuyla hareket etmişlerdir.

Kutu’l Amare zaferinde Kürtlerin desteği büyük olmuştur.

Kürtler Türklerden ayrı bir devlet arayışı içinde olsalardı, o günlerde İngilizlerin tekliflerini reddetmezlerdi.

Kürtler her zaman Türkiye’yi kendi vatanları olarak görmüşlerdir.

Türkleri kendi kardeşleri olarak görüp baş tacı etmişlerdir.

Türkiye’ye düşman olanları kendi düşmanları olarak bilmişlerdir.

Bunu imanlarının gereği saymışlardır.

O yüzden sakın ola ki hiç kimse Kürt denildiğinde akla “ayrılıkçılık, bölücülük” vb ithamları getirmesin.

Bu Kürtlere çok büyük bir bühtan olur.

Bu kem sözlerin hepsi Kürtlerin yüreğine dokunur.

Türk-Kürt kardeşliğini bozacak bu dilden herkesi sakınmaya çağırıyoruz.

Kürtlerin kendi devletlerinden talepleri asla bölücü talepler değildir.

Kendi dillerine ve kültürlerine dair taleplerinin hiçbirisi bölücü talepler değildir.

Tersine bütünleşmeyi sağlayıcı taleplerdir.

Kürtlerin kendi dillerine ve kültürlerine dair taleplerini bölücülük-ayrılıkçılık biçiminde görüp suçlamak, tam da Kürtleri Türklerle karşı karşıya getirmeyi amaçlayan o şer odaklarının oyununa uygun davranmak anlamına gelir.

Bu oyunu birlikte bozmanın vakti geldi de geçiyor.

Herkes şunu bilmeli:

Kürdü kendi eşiti olarak görüp sevmeyen bir Türk’ün imanında sorun var demektir.

Türk’ü kendi canından bilip sevmeyen bir Kürd’ün de imanında sorun var demektir.

Yüce Peygamberimiz ne güzel buyurmuş:

“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.”

Türk ile Kürdün sevgisi imanın bir gereğidir.

Türk-Kürt ittifakı da akidemizin bir emridir.

Türkler ve Kürtler birbiriyle bütünleşmişlerdir; kopmaları her ikisinin de felaketi anlamına gelir.

Türk milliyetçiliğinin fikir babası olan merhum Ziya Gökalp’ın şu sözleri hepimizin aklında her daim asılı durması gereken önemdedir:

“Türklerle Kürtler bin yıllık bir ortak din, ortak tarih ve ortak coğrafya sonucunda maddi ve manevi bakımlardan birleşmişlerdir.

Bugün ise ortak düşmanlar ve ortak tehlikeler karşısında bulunuyorlar.

Bu tehlikelerden ancak ortak bir kararlılıkla kurtulabilirler.

O halde büyük bir inançla diyebiliriz ki, Türkler ile Kürtlerin birbirini sevmesi her iki taraf için hem dini hem de siyasi bir farzdır.

Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir.

Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir.”

Ziya Gökalp’ın bu sözlerini yürekten alkışlıyoruz.

Küçük Mecmua’da yazdığı makalelerde “Türk milleti” ile birlikte rahatlıkla “Kürt milleti” diyebilen Ziya Gökalp milliyetçiliği yerine ne yazık ki etnik milliyetçi/ırkçı bir ideoloji aziz milletimize enjekte edilmek istenmektedir.

O yüzden bırakınız “Kürt milleti” demeyi, “Kürt halkı” denildiğinde bile “Ne Kürdü, ne Kürt halkı, Kürt halkı yok, hepimiz Türk’üz, hepimiz Türk milletiyiz!” diyerek o büyük ve kuşatıcı millet tasavvurumuzu, Ziya Gökalp’ın çerçevelediği ortak din, ortak tarih ve ortak coğrafya tasavvuruna dayalı millet anlayışını Fransız tipi vatandaşlık veya ulusçuluk anlayışına mahkum edenler, geçmişte sorun ürettikleri gibi bugün de sorundan beslenmeye devam ediyorlar.

Türk milliyetçiliğinin günümüzdeki bilge lideri Sayın Bahçeli’nin Gökalp’ın bu anlayışı üzerinden yeşerecek Türk-Kürt ittifakını kurup ortak düşmanların oyunlarını boşa çıkartacak süreci başlatırken karşılaştığı direnç, işte bu odaklardan neşet etmiştir.

Sürece karşı en büyük direncin Türk ve Türk milleti tanımını kendi etnik milliyetçi/ırkçı nazariyelerinin ve siyasi iktidar hesaplarının maskesi haline dönüştürenlerce konulmuş olması, sorunun kaynağını da, çözümünü de bize apaçık göstermesi bakımından yararlı olmuştur.

O yüzden diyoruz ki o çevrelerin değirmenine su taşıyacak zararlı tartışmalardan kaçınmak gerekir.

Türk vatandaşlığı veya Türk milleti bahsinde yapılacak yanlış itirazlar veya tartışmalar süreç bozguncularının elini güçlendirmekten öte bir işe yaramaz.

Dahası ve en fenası, süreci sabote eder.

Bu tuzaktan herkesi kaçınmaya davet ediyoruz.

Sürecin başarıyla hitamı için süreçten yana olan herkesi bu ortak duyarlılığı kuşanmaya çağırıyoruz.

Sözün tam da burasında Türk kardeşlerimize seslenmeyi tarihi bir vazife addediyoruz…


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir