BİR BÜYÜK BARIŞI BİRLİKTE İNŞA ETMEK

yazar:

kategori:

Söyler misiniz, değerli dostlar!

Yaşamak ve yaşatmak varken ölmek ve öldürmek niye?

Bu ülke hepimizin ve hepimize yetecek kadar büyük.

Yürek coğrafyamıza hiç kimsenin sınır çizmesine izin vermemeliyiz.

Tekrar soruyorum cümlenize:

Var mısınız?

Birbirimizi yeniden keşfetmeye var mısınız?

Birbirimizle yüreklerimizden tutunup yekvücut almaya var mısınız?

Aramıza örülen duvarları yıkmaya var mısınız?

Türkiye Yüzyılı’nı bu birlik ve kardeşlik anlayışı temelinde inşa etmeye, kendimiz için gerekli olan demokrasimizi en güçlü ve en derin biçimde inşa etmeye var mısınız?

İlkel intikam duygularından vazgeçip birbirimizi affetmeye var mısınız?

Hepimize kazandıracak bir büyük barışı sağlamak için, barışın önünde engel olarak duran silah siyasetine karşı tek yürek, tek ses, tek bilek olmaya, silahtan bin beter olan ölümcül kelimelere gayrı son vermeye, kardeşliğimizi ve birliğimizi bozan zehirli sözlere kapılarımızı kapamaya var mısınız?

Varım diyorsanız, o zaman kimse bizim bileğimizi bükemez.

Hiçbir fitne girişimi kardeşliğimizi bozamaz.

Bilesiniz ki Türk-Kürt kardeşliği tarihtekine benzer bir ittifak düzeneğine kavuştuğunda hem Türk, hem Kürt, hem Türkiye kazanır.

Türkiye tarih sahnesine güçlü bir biçimde çıkmak istiyorsa, bu ittifakın mimarı olmak zorundadır.

Sadece Türkiye’deki Türklerin değil, Suriye’deki, Irak’taki ve İran’daki Kürtlerin de hamisi bir devlete dönüşmek zorundadır.

Kürdün kazanımını Türk’ün kazanımı ile bir tutan ve hepsini sahiden kendinden bilen bir Türkiye hem rol model bir ülke olur hem de tarihin seyrini değiştiren güçlü bir devlet olur.

Kürt kazandığında sevinmeyenlerin, hatta üzülenlerin, Türk kazandığında ise sevinç naraları atanların, Kürdün kazanımını kendi kazanımı olarak görmeyenlerin kardeşlik iddiaları inandırıcı olmaz. Dahası, Türk’ün herkesi kapsayan bir tanımlama olduğu iddiaları da boşa düşer.

Söylemlerimizle pratiklerimiz birbiriyle uyumlu olmalı.

İddialarımızla eylemlerimiz birbirini bütünlemeli.

Değilse o güzelim kardeşlik sözlerimize yazık etmiş oluruz.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Türkiye Yüzyılı” dediği şey, iddiaların uygun bir pratikle ete kemiğe bürünmesi halidir.

MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te başlattığı sürecin amacı budur, tanımına uygun bir Türk-Kürt ittifakının gerçekleştirilmesi ve demokratik hamlelerle bu sürecin taçlandırılmasıdır.

Sayın Bahçeli’nin el sıkışarak başlattığı ve 22 Ekim’de Öcalan’a örgütün tasfiyesi ve silahların bırakılması çağrısıyla zirveye taşıdığı sürecin anlamı da budur.

Bizim Demokrasi ve Birlik Derneği olarak ete kemiğe büründürmek istediğimiz bu anlayışın süreçle birlikte kuvveden fiile çıkmış olmasını görmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Sayın Bahçeli’nin başlattığı ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bir devlet projesine dönüştürdüğü bu süreç PKK lideri Abdullah Öcalan’ın desteğiyle artık son düzlüğe gelmiş bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, Öcalan 27 Şubat 2025’teki açıklamasıyla, Sayın Bahçeli’nin çağrısını karşılıksız bırakmadı, örgütüne fesih ve silah bırakma çağrısında bulundu.

Örgütü de Öcalan’ın çağrısına uyarak kendini feshettiğini ve silahları bırakacağını açıkladı.

Kandil’dekiler silah bırakma kararını sembolik bir yakma töreniyle tüm dünyaya gösterdi.

Sonrasında mecliste kurulan komisyon çalışmalarını tamamladı.

Komisyona üye veren partilerin tümünün katılımıyla ortak bir çözüm raporu yayınlandı.

Şimdi sıra silahların tamamen gömülmesine ve eşzamanlı atılacak yasal-hukuki adımlara geldi.

Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının özünü oluşturan iki ana husus vardı.

Birincisi, anlam yoksunluğuna düşen ve artık varlık nedenini yitiren örgütün kendini feshetmesi ve silahlarını şartsız bırakması…

İkincisi, silahlarını bırakıp gelenlerin “devlet ve toplumla bütünleşmeleri”ni sağlayacak yasal-hukuki ve idari bir düzeneğin oluşturulması.

Sayın Bahçeli’nin dediği gibi, Öcalan üstüne düşeni yaptı.

Öyle ki en çözülemez sanılan Suriye sorununun çözümünde belirleyici rol üstlendi.

Suriye PKK’sı olarak bilinen SDG’nin yeni Suriye yönetimine katılmasını sağladı.

Herkes Suriye’de sürecin bozulacağını beklerken, tam tersi gerçekleşti.

Suriye’deki çözüm, Türkiye’den önce oldu.

Şunu söylemek elbette gerekli:

Suriye ile Türkiye’nin koşulları farklı.

Suriye’deki çözümün aynısının Türkiye’de olması ne istenen şeydir, ne de mümkün olabilecek bir şey…

Türkiye’deki demokratik bütünleşme süreci, Suriye’dekinden tamamen farklı olmak durumunda.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara’yı Kürtler konusunda attığı cesur adımlardan ötürü yürekten tebrik ediyoruz.

SDG’yi sisteme entegre eden politikası da Suriye’nin birliği için gerekli ve cesur bir adımdı.

Yeni Suriye’nin anayasası güçlü bir merkezi yönetimle birlikte yerel yönetimlerin demokratik-idarî temelde güçlendirilmesine de imkân sağlayacak bir zeminde inşa edileceğe benziyor.

Suriye için güçlü bir devlet ne kadar gerekliyse, Suriye’nin birliği için yerel yönetimlerin güçlendirilmesi de bir o kadar gereklidir.

Etnik temelde olmayan güçlü yerel yönetimler hem Suriye demokrasisini güçlendirir, hem güçlü bir devletin oluşumunu sağlar hem de Suriye’nin birliğini sarsılmaz temele oturtur.

Gördüğümüz o ki Suriye oraya doğru gidiyor.

Yeri gelmişken o birilerine hatırlatmak isteriz:

Suriye’de asıl olması gerekenin bu olduğunu yüksek sesle dile getirdiğimizde bizi namertçe linç edenler, bugün söylediklerimizin aynısı gerçekleştiği halde, bırakınız bizden özür dilemeyi, hâlâ utanmadan konuşmaya devam ediyorlar.

O akıl sahipleri ne yazık ki Türkiye’deki sürecin suretimizden görünen bozguncularıdır.

Hâlâ terör ve terörist denklemleri üzerinden laf söyleyen o sözüm ona güvenlik uzmanları, eski Türkiye’nin aklıyla süreci bozacak telkinlerde bulunmayı sürdürüyorlar.

Üstelik bunu iktidarı destekleyen televizyon kanallarında yapıyorlar.

Ortada artık ayrılıkçı-bölücü hiçbir talep kalmamış olmasına rağmen hala “bölücülük” deyip duruyorlar, terörün sonlandırılması iradesi güçlü bir biçimde orta yerde duruyorken hala “terör/terörist” demeye devam ediyorlar.

Bu hakikatsiz dil, eski Türkiye’nin sorunlu dili artık terk edilmelidir.

Sorunun bizatihi kaynağı olan o eski Türkiye’nin salt güvenlikçi bakış açısını bugün farklı kelimelerle tedavüle sokan bu zevatın aklıyla varılacak bir menzil, çözülecek bir sorun yoktur.

Bu eski Türkiye artıklarının bizatihi sorunlu olan anlayışlarını bütünüyle kapı önüne bırakmadan kalıcı bir çözüm üretmek mümkün olmaz.

Şayet onların aklıyla hareket edilmiş olsaydı, Türkiye askeri gücüyle SDG’nin üstüne yürüyecekti.

Sadece süreç bozulmayacak, aynı zamanda bölgede uzun yıllara yayılacak Türk-Kürt-Arap düşmanlığına da kapı aralanmış olacaktı.

Şimdi Suriye’de onların tersine bir ittifak sistemi oluştu, çok şükür.

Türkiye’nin Suriye’deki çözüm modeline sağladığı katkı Türkiye Yüzyılı idealiyle de son derece uyumlu.

Türkiye’de Türk-Kürt ittifakı, Suriye’de Türk-Kürt-Arap ittifakı Türkiye’nin mihverinde yer aldığı güçlü bir bölgesel sistemin oluşmasına da imkan sağlayacaktır.

Türkiye’deki süreç bu yönüyle bölgenin tümünün yararına olan bir süreçtir.

O yüzden sürecin Türkiye ayağının vakit geçirilmeden tamamlanması farzdır.

Süreci uzatmaya veya bekletmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Sürecin başarıyla sonlandırılması için atılması gereken adımlar cesaretle atılmalıdır.

Devletimiz-hükümetimiz kendini asla Kandil’in pozisyonuna göre konumlandırmamalıdır.

Kritik eşiği aşmamızı sağlayacak adımları Kandil’e rağmen atmaktan geri durmamalıdır.

Süreci berhava etmek isteyenlere elverişli bir ortam sağlanmamalıdır.

Süreci enfekte edebilecek bir zeminin varlığı ancak Türkiye düşmanlarını sevindirir.

Kim bu süreci sekteye uğratırsa, tarihi bir vebal altına girer.

Çok büyük bir günaha da imza atmış olur.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir