Dil dile, El ele, Kardeşliğimizi ve birliğimizi barışla taçlandıracağımız anlayış üzre olmak ne güzel şey.

yazar:

kategori:

❝Bi hev re bibin
dil bi dil,
dest bi dest;
aştî li nav me ra best.❞

Dicle Üniversitesi’nde düzenlenen 2025–2026 Akademik Yılı Açılış Programı’nda, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un açıklamasına, Genel Başkanımız Sayın Mehmet Metiner anlamlı bir paylaşım ile yanıt verdi.

Genel Başkanımız Sayın Mehmet Metiner’in, Sayın Numan Kurtulmuş’un açıklamalarına ve sürece ilişkin yaptığı diğer değerlendirmeler:

Demokratik diyalog, karşılıklı saygı ve uzlaşı anlayışı işte böyle güzel örneklikler sunuyor. Bu tür buluşmalara ihtiyaç var. Kendi aramızda konuşarak çözemeyeceğimiz hiç bir sorunumuz yok bizim. Biz birbirimizin hasmı değiş hısmıyız. Gönül gönüle el ele vererek aramızdaki sorunları çözüp hepimize kazandıracak barışı ve barışla beraber Türkiye Yüzyılı’nı inşa edebiliriz. Meclis Başkanımıza bu örnek davranışı dolayısıyla çok teşekkür ederim. HÜDA PAR genel başkanına da. Ve diğer katılımcı heyet üyelerine de.

Sürecin manifestosu niteliğindeki işbu konuşmayı dinleyiniz derim. Bu kez birlikte başaracağız. Yüreğinize sağlık!

Kürtçe bilinmeyen bir dil değildir. Kürtçe tıpkı Türkçe gibi aziz bir dildir. Türkçe nasıl ki Türk kardeşlerimizin aziz dili ise Kürtçe de Kürt kardeşlerimizin aziz dilidir. Türk ile Kürt nasıl kardeş ise Türkçe ile Kürtçe de kardeştir. Kürt ile Türk’ü Kürtçe ile Türkçe’yi hasımlaştıran anlayışlardan beri durmak lazım. Unutmayalım: Biz hem Türküz hem Kürdüz hem Arabız… Hem Sünniyiz hem Aleviyiz… Biz birlikte Türkiye’yiz. Kürt de biziz Türk de biz. Türkçe de bizim Kürtçe de.

Yeni bir döneme kapı araladık. Şimdi cesaretle adım atma vaktidir. Güvensizlik iletine yenik düşmeden birbirimize güvenerek yol yürümeliyiz. Birbirimizin hassasiyetini kaşımayan ortak bir hat inşa etmeliyiz. Süreci yürüten tarafların milletimizin hassas olduğu konularda kaşıyıcı ve kışkırtıcı bir dil kullanmamaları, ortak bir güven iklimin oluşması için elzemdir.

Gün meclis kürsüsünden veya başka kürsülerden o eski Türkiye’nin ağzıyla nara atma veya kendimizi gösterme günü değil, hassasiyetlerimizi ortaklaştıran ve bizi birbirimizle bütünleştiren dili kuşanma günüdür.

DEM PARTİ SÜRECE ZARAR VERMEKTEN KAÇINMALI

DEM Parti sürece zarar veren bir siyasadan kaçınmalı. “Öcalan’a Özgürlük!” eksenli söylem ve etkinlikler süreci dinamitlemek isteyenlerin arayıp da bulamayacakları bir zeminin oluşmasına sebebiyet veriyor. Sürece destek veren kitlede yanlış anlaşılmaların boy atmasına yol açıyor. Güvensizlik iklimine kapı aralıyor. Süreci yürüten AK Parti-MHP ittifakının siyaseten elini zayıflatıyor. DEM Parti yanlışta ısrar ederse süreci destekleyen kitlede oluşacak tepkinin büyümesi karşısında toplumsal rızada gedik açılır ve siyasi destek de sorunlar belirir. DEM Parti sürecin başarısı için çalışıyorsa tuttuğu yol yanlış, benimsediği dil zararlı. DEM Parti süreci bozmak istiyorsa veya süreci bozmak isteyenlerin değirmenine su taşımak istiyorsa o zaman hiç bir sözün anlamı olmaz. Sadece sürece yazık olur. TBMM süreç komisyonunda yaptığım konuşmada da belirttiğim üzere çözümün aktörü olacak Öcalan’ın sorunun kendisine dönüştürmek, sürece yapılabilecek siyasi bir sabotaj olur. DEM’in izlediği bu yanlış siyaset, yanlış bir tepkisellikle karşılandığında, ortaya tam da süreç karşıtlarının işine yaratan toplumsal ve siyasal bir iklim oluşuyor. Öcalan’ın “Devlet ve toplumla bütünleşme” amacına yaslanan yeni paradigmanın siyasetini bir türlü inşa edemeyen DEM Parti’nin bu kez sürecin “Öcalan’a Özgürlük” gibi bir eksene oturtan bir eylemselliğe dönüştürülmesi akıl alır gibi değil. DEM Parti’yi bu süreçte düşmanlaştıran bir dilden kaçınmak ne kadar gerekliyse DEM’in süreç karşıtlarının oyun planına göre davranan siyasaları karşısında uyarıcı bir fil kullanmak da o kadar gereklidir. Sürecin son düzlüğünde DEM’in çok daha sorumlu, güven telkin eden, öfkesellikten ve tepkisellikten kaçınan ve en önemlisi herkesin hassasiyetini ortaklaştıran kuşatıcı bir siyasa izlemesi gerektiğini söylemek, sürecin selameti açısından tarihi bir borçtur.

Her sözün bir vakti vardır. Vaktinden önce söylenmiş her söz zarar verir. Hele de yanlış söylenmişse. Çünkü yanlış dil ve üslup, doğru sözün katilidir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir