DEMOKRASİ VE BİRLİK DERNEĞİ’NİN KURULUŞ AMACI VE MİSYONU

yazar:

kategori:

Demokrasi ve Birlik Derneği’miz hakkında evvela birkaç kelam etmek isteriz.

Kuruluş amacımızı ve misyonumuzu bilmeyenler bugün burada söyleyeceklerimizi anlamlandırmakta zorlanmasınlar diye bize dair birkaç kelam etmek şart.

Altını kalın harflerle çizerek belirtmek isteriz ki Demokrasi ve Birlik Derneği yalnızca bir dernekten ibaret değildir.

Biz ayrılıkları birlemeyi, farklılıklarımızı anlamlı bir bütünlüğe kavuşturmayı ve demokrasiyi herkes için en güçlü ve güvenli bir siyasi mimariye dönüştürmeyi amaçlayan bir hareketin adıyız.

“Demokrasi” ve “Birlik”, hareketimizin varlık sebebidir.

Herkes bilsin ki bizim demokrasi anlayışımızda “ama” yoktur.

Bizim birlik anlayışımızda inkarcılık yoktur.

Herkes için demokrasi ve özgürlük isteyen bir toplumsal hareketiz biz.

Herkesin kendisi gibi kalarak kendisini özgürce geliştirebilmesine imkân sağlayan demokratik bir cumhuriyetten yanayız biz.

Bazılarının bazılarından daha fazla özgür olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez.

Birlik adına farklılıkların inkâr edildiği ve tektipleştirici faşizan politikaların esas alındığı bir ülkede de demokrasiden bahsedilemez.

Bu tür faşizan anlayış ve politikalar esasen birlik adına ayrılıkçılığı ve çatışmayı derinleştiren tehlikeli ve zararlı anlayış ve siyasalardır.

Bu anlayış ve siyasaların tümünü reddeden bir hareketin adıyız biz.

Biz farklılıkların kabulü üzerinden yükselen bir büyük birlik anlayışını hem akademimiz hem tarihsel ve sosyolojik tecrübemiz açısından çok gerekli görüyoruz.

Biz farklılıklarımızla anlamlı ve değerliyiz.

Biz farklılıklarımızı birleyen o ulvi akidemizle anlamlı ve değerliyiz.

Hepimiz özünde insanız.

Adem’in çocuklarıyız biz.

Hiçbirimiz içine doğduğu aidiyet dolayısıyla bir diğerinden üstün değildir.

Biz böyle bilir, böyle inanırız.

Akidemiz bu bizim.

Sevgililer Sevgilisi, Yüce Peygamberimiz Hz.Muhammed (sav)’in Arafat Dağı’ndan tüm insanlığa yaptığı çağrıyı biz hareketimizin temel akidesi olarak baş tacı ediyoruz.

Veda Hutbesi olarak bilinen o çağlarüstü hitabında Peygamberimiz ne mi diyordu?

Kulak verelim:

“Ey insanlar!

Hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arabın Acem’e, Acem’in Arab’a, beyazın siyaha ve siyahın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”

Bu insanlık manifestosu, kutsal kitabımız Kur’an’ın da üssül esasıdır.

Bir Arap olarak dünyaya gelen Peygamberimiz sadece Arapların Peygamberi değildir.

Arapları ve Arapçılığı yücelten bir peygamber hiç değildir.

Peygamberimizin hitaplarında Arapları yücelten veya Arapçılığı öven bir tek kelime bulamazsınız.

Akide temelli bir öğretinin peygamberidir O.

Herkesin, her ırktan, her milletten, her kabileden, her dilden, her renkten insanların Peygamberidir O.

Peygamber Araptır, Kur’an’ın dili Arapçadır, ama ne Kur’an’da ne de Peygamber’in sözlerinde Araplara ve Arapçaya ayrıcalık-üstünlük tanıyan tek bir söz ve ima dahi bulamazsınız.

Kur’an Arapçanın da içinde yer aldığı tüm diğer insanlık alemine ait dilleri Allah’ın ayetlerinden biri olarak tanımlar.

Ne Arapların bir üstünlüğü söz konusudur, ne de Arapçanın kutsiyeti.

Allah’ın tüm kullarına bahşettiği diller anlamlı ve değerlidir.

Hepsi saygıyla korunması ve yaşatılması gereken Allah’ın ayetlerindendir.

Nasıl ki kavimler/ırklar/milletler arasında doğuştan üstünlükler yok ise, yani hepsi birbirinin dengi ise, her kavmin, her ırkın ve her milletin dili de birbirine denktir.

Seçilmiş-üstünlükçü ırk, kavim ve millet teorisi cahiliye pisliği olan ırkçılığın adıdır.

Etnik milliyetçilik/ırkçılık bu anlamda bir insanlık suçudur.

Aziz Misafirler,

Bilesiniz ki hiç kimse içine doğduğu aidiyetten dolayı değerli veya değersiz değildir.

Hiçbir Türk hiçbir Kürt’ten, hiçbir Kürt de hiçbir Türk’ten sırf aidiyeti dolayısıyla değerli değildir.

Hiçbir dil diğer dilden değerli veya değersiz değildir.

Türkçe bizim için ne kadar değerliyse, Kürtçe de, bir başka dil de bizim için o kadar değerlidir.

Türk, Kürdün kardeşidir.

Kürd de Türk’ün…

Türkçe, Kürtçe’nin kardeşidir.

Kürtçe de Türkçe’nin.

Bizler işte bu anlayışta olan kardeşler topluluğunun adıyız.

Bizler birbirine aynı akideyle ve ülküyle bağlı bir kardeşler hareketiyiz.

Türk’le Kürdü, Türkçe ile Kürtçe’yi hasımlaştıran anlayışlar ne kadar bizden uzak ise, birini ötekinden daha değerli ve üstün gören anlayışlar da bizden o kadar beridir.

Türk’le Kürdün, Türkçe ile Kürtçe’nin ezelden ebede uzanan kardeşliğini bozmayı amaçlayan fitnenin karşısında dikilmek ve Türk-Kürt ittifakını bu topraklarda yeniden ortak akidemiz ve tarihsel misyonumuz doğrultusunda göğertmek için Demokrasi ve Birlik Derneği’ni kurduk.

Kuruluş amacımız bu bizim.

Türkler adına ırkçılık yapmayı da, Kürtler adına ırkçılık yapmayı da fitne olarak gören bir anlayışın temsilcileriyiz biz.

Türkiye aziz vatanımızdır bizim.

Aziz vatanımızda hepimize ait tek bir devletimiz, tek bir bayrağımız olsun istiyoruz.

Hepimize ait ve hepimizin renklerini üstünde taşıyan devletimizin çatısı altında farklılıklarımızı hepimize kazandıracak bir birlik anlayışına dönüştürerek bir arada barış içerisinde kardeşçe yaşamayı esas alan bir anlayışın savunucularıyız biz.

Hepimizi eşit gören ve Türkiye’yi hepimize ait gören bir anlayışın temsilcileriyiz biz.

Gayrı mülahazaların tümünü sorunlu addedip reddedenlerdeniz biz.

Kürdü kendi eşiti olarak görmeyen Türkçü anlayışa ne kadar uzak isek Türk’ü hasım bilen Kürtçü anlayışı da bir o kadar uzağız.

Türkiye’yi yalnızca kendine ait gören Türkçü zihniyete ne kadar karşı isek, Türkiye’yi kendi ana vatanı olarak görmeyen Kürtçü zihniyete de bir o kadar karşıyız.

İşte buradan açık açık söylüyoruz:

Kendi nefsi için veya kendi ırkı, kavmi ve milleti için istediğini diğer insan veya mü’min kardeşi için veya onların mensup olduğu ırk, kavim ve millet için istemeyen birilerinin akidesinde sorun var demektir. Zira Peygamberimizin getirdiği ilahi öğreti bunun tersini emretmektedir.

Peygamberimizin getirdiği ilahi öğretiye göre, aynı akideye mensup olanların cümlesi “tek bir millet”tir.

Bu yüzden biz ortak akideye dayalı birlikçi anlayışı en en tepeye yerleştiren bir hareketin adıyız.

Demokrasi ve Birlik hareketi olarak bizler, farklılıkların gönülden kabulüne dayalı bir büyük birlik anlayışını, bir büyük millet tasavvurunu çok anlamlı ve gerekli buluyoruz.

Bize göre kim neyse odur.

Kürdü Kürt olarak kabul ederiz.

Türk’ü Türk olarak kabul ederiz.

Ama biz biliriz ve inanırız ki aynı akideye iman etmiş Türk gerektiğinde Kürt demektir, Kürt ise Türk demektir.

Bu Kürd’ün Türk olduğu, Türk’ün de Kürt olduğu anlamına gelen bir anlayış değil elbette.

Bu benlik iddiasının bizlik iddiasına dönüştüğü akidevi kardeşliğin diğer adıdır.

Bir kez daha hafızalara nakşetmek için tekrarlamak isteriz ki,

Türk gerektiğinde Kürt’tür, Kürt de gerektiğinde Türk’tür.

Bunun anlamını bilmeyenler, varsın sözlerimizi kendi marazi ırkçı tasavvurlarına göre başka mecralara taşısınlar.

Hiç umurumuzda olmaz bizim.

Demokrasi ve Birlik Derneği’nin Türk ve Kürtlerden oluşan bileşenleri olarak işte buradan herkese sesleniyoruz:

Biz hem Türk’üz, hem Kürd’üz.

Biz hem aynıyız, hem gayrı.

Ne aynıyız ne gayrı.

Biz farklılıklarımızla birlikte Türkiye’yiz!


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir