Buradan devletimize/hükümetimize de sözümüz var bizim.
Bu kritik eşikte beklemek, süreci enfekte etmekte isteyenlerin oyun planına hizmet anlamına gelir.
Süreci bekletmek doğru değil.
Sürecin başarıyla hitamını ve kalıcı barışın teminini sağlayacak adımları cesaretle atmanın tam vaktidir.
Meclis üstüne düşeni yapmalıdır.
Hükümet üstüne düşeni yapmalıdır.
Bu tarihi fırsat güvensizliğe kurban edilmemelidir.
Yolun sonuna geldik.
Son düzlükte, “Evvela sen, sonra ben!” türünden kısır döngülerin süreci zehirlemesine izin verilirse, bu tarihi bir vebal olur.
Çözüm için gerekli olan güven ikliminin bozulmasına izin verilmemelidir.
Karşılıklı güven teatisi sağlanmalıdır.
Hiçbir komplekse ve taktiksel hesaba kapılmadan gerekli adımlar atılmalıdır.
Güven karşılıklı adımlarla gelişir ve kök salar.
Bir adıma karşılık bir adım.
Sonra tüm adımlar kendiliğinden gelir.
Şimdi acil ve önemli olan soru şudur:
O kritik eşikte birbirimize bakıp duracak mıyız, güven-güvensizlik üzerinden suçlamalar getirerek süreci bozulmasını dört gözle bekleyenleri sevindirecek miyiz?
Kandil’e bakarak pozisyon belirlemek yanlışlığına düşmemek lazım.
Kandil’i hala Türkiye’ye karşı kullanma hesabı yapan o güç merkezlerinin oyununu bozacak cesaretli adımlarla süreci taçlandırmak gerek.
Soruyorum: Sürecin bozulması kimin işine yarar?
Süreç bozulduğunda kimin kazanacağı ve kimin kaybedeceği belli.
Birbirimize kazandırmak varken ve hep birlikte kazanacağımız yeni bir Türkiye inşa etmek fırsatı önümüzde dururken, başkalarına kan ve gözyaşlarımız üzerinden kazanım sunmak sorarım size hangi akla hizmettir?
Biz Erdoğan liderliğindeki devletimize-hükümetimize güveniyoruz.
Bu kritik eşiğin aşılması konusunda gerekli adımların cesaretle atılacağından zerre kuşku duymuyoruz.
Sürecin yeni yol haritası iyi belirlenmelidir.
Atılacak adımlar ve yapılacak işler iyi belirlenmelidir.
Bu konuda meclisin de, hükümetimizin de üstüne düşeni yapacağına inandığımızı yeri gelmişken hatırlatmak istiyoruz.


Bir yanıt yazın